Rusya basınında geçen hafta: ‘Türkiye hapşırsa Rus lojistiği titreme geçirir’

Hazal Yalın

Bu hafta, her zamanki formatın biraz dışına çıkacak, birkaç makale üzerinde durmakla yetinmeyip 28 Mayıs sonrası Rusya basınındaki analiz ve tepkilere daha geniş bakacağız. Gene de, Rusya basınında ve akademisinde Türkiye ile ilgili gözlemlerin, tarih söz konusu olduğunda genellikle doğru, siyaset söz konusu olduğunda ise genellikle abartılı, şekilsiz ve hatta yanlış olduğunu unutmamak gerek.

TASS, 29 Mayıs’ta, benzerine Türkiye’de de rastlamadığım ölçekte, geniş bir “yabancı basın” taraması yapmış ve İsrail, Suudi Arabistan, Güney Kıbrıs, Lübnan, ABD, Almanya, Britanya, Fransa, İtalya, Yunanistan, Çin ve Japonya’dan seçim sonuçlarıyla ilgili dikkat çekici analizlere yer veriyor. Bununla birlikte TASS’ta bu sonuçlarla ilgili kendi analizinin bulunmaması dikkat çekici.

İnterfaks, seçimin ertesi günü Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov’un açıklamasına yer veriyor. Peskov, “Erdoğan’ın seçim zaferi iki ülke arasındaki ortak projelerin, bu kapsamda enerji hubunun gelişmesini hızlandıracak mı?” şeklindeki soruyu şöyle cevaplıyor: “Elbette, bu dinamiğin korunacağını düşünüyoruz, çünkü önümüzdeki görevler gerçekten de çok iddialı.” Peskov, Putin ile Erdoğan arasında yakın zamanda karşılıklı görüşme yapılıp yapılmayacağı sorusuna da “ileride şu veya bu biçimde muhakkak yapılacağı, ancak zamanının henüz tespit edilmediği” cevabını veriyor.

İnterfaks 31 Mayıs’ta, Erdoğan’ın yemin törenine Rusya’dan Duma Başkanı Vyaçeslav Volodin’in katılacağını da yazıyor. Açıklamayı Putin’in müsteşarı Yüriy Uşakov yapmış.

EurAsia Daily 30 Mayıs’ta seçim sonuçlarının Rusya’ya etkisi üzerine RANHiGS (Kamu Ekonomisi ve Amme İdaresi Akademisi) Kuzey Kafkasya Enstitüsü’nden Sergey Reşetnyak ile görüşmüş. Reşetnyak, “Erdoğan’ın zaferinin her şeyden önce Azerbaycan için son derece olumlu bir haber olduğunu, zira Azerbaycan’ın Erdoğan’ın yönetimi boyunca Türkiye ile ortaklık ilişkileri kurduğunu” söylüyor. Şu gözlem de dikkat çekici: “Rusya ile menfaat çatışması cepheleşmeye değil uzlaşma arayışına yol açtı; Erdoğan yönetiminde Türkiye ile bu uzlaşmalar her zaman mümkün.” İnternet gazetesinin aynı gün The Jerusalem Post’a dayandırarak verdiği bir başka haber de, ilişkinin kapsam ve perspektifini ortaya koyuyor: “İlham Aliyev, İsrail ile Türkiye arasındaki sıkı ve sıcak ilişkilerde önemli rol oynadı.”

EurAsia Daily’deki 30 Mayıs tarihli bir başka önemli haber ise, seçimlerle doğrudan ilgisi olmasa bile, önemli. Buna göre Suudi Arabistan ve BAE Suriye’ye Türkiye ile görüşmelerde yardımcı olmayı teklif ettiler. Bu iki ülkenin önerisi, SDG’yi Suriye ordusuna entegre etmek.

Pravda.RU, 31 Mayıs’ta Japon Nihon Keizai’nin analizine yer vermiş. Gazete, Avrupa dışındaki pek çok ülkenin Rusya ile ticaretini geliştirmek istediğini yazıyor. Buna göre Rusya’nın ihracatı parasal olarak yüzde 20 arttı, ithalatı ise yüzde 12 düştü. Yaptırımlara katılmayan ülkelerle ticareti ise 2021’e göre yüzde 45 artarak toplam dış ticaretin yüzde 55’ini buldu. Şu ifadeler dikkat çekiyor: “Çin, Hindistan ve Türkiye, Moskova’nın iktisadi faaliyetini gelişmekte olan pazarlara sahip bölgelere doğru kaymaya teşvik eden üç büyük oyuncu.”

Pravda.RU aynı gün, Erdoğan’ın Avrupa Siyasi Topluluğu’nun Rusya karşıtı zirvesine katılmaktan son anda vazgeçtiğini de yazıyor.

İzvestiya 29 Mayıs’ta, önemli Türkologlardan Pavel Şlıkov’un dikkat çekici bir makalesine yer vermiş. Şlıkov, Erdoğan’ın zaferinde iktidarın cumhurbaşkanının elinde konsolide edilmesini, militarizasyonun derinleşmesini, batılılaşmadan uzaklaşılmasını ve saldırgan bir dış siyaseti öngörüyor. Şlıkov, Erdoğan’ın zaferinin Rusya’ya bakışını değiştirmediğini, zira “Rusya’yı Türkiye’nin stratejik otonomisini geliştirmek için bir kaynak olarak gördüğünü” yazıyor. Bu yaklaşım muhtelif istikametlerde (siyasi, uluslararası-kurumsal, askeri-teknolojik, iktisadi) “son derece verimli ilişkiler için temel olabilir”. “Bununla birlikte Erdoğan’ın her şeyden önce Türkiye’nin menfaatlerini ve iç siyaset de dahil kendi şahsi ödevlerini esas aldığı olgusunu küçümsememek gerek.”

30 Mayıs’ta Kommersant’ta Natalya Skorlıgina imzasıyla yayınlanan makale, Rusya’nın yaptırımlar ortamında Türkiye’den açılan lojistik kapısına ihtiyacı olduğu üzerinde duruyor. Skorlıgina, Erdoğan’ın zaferinin Türk lirasının değerini düşürdüğünü ama Rusya dış ekonomik faaliyetinin aktörleri arasında “büyük coşku yarattığını” söylüyor. Skorlıgina, 24 Şubat 2022’den sonra Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini korumakla da kalmayıp güçlendirdiğini belirtiyor. “Bu, Rusya için önemli meselelerin çözümünü Türkiye’nin dış siyasetine bağımlı hale getirdi.” Skorlıgina’nın şu gözlemi de ilginç: “Dış ekonomik faaliyette lojistik, Rusya ekonomisinin temel bir sektörü; Türkiye hapşırsa titreme geçirir.” Skorlıgina, lojistikte, Türkiye siyasetindeki her dönüşün asgari gecikmeyle hissedildiğini belirtiyor ve mart ayında getirilen, halen de tamamen kaldırılmış olmayan transit sınırlamalarını hatırlatıyor. Şu satırları makalenin en önemli çıkarımı saymak mümkün: “Erdoğan’ın zaferi kesinlikle Rusya lojistikçileri için iyi bir işaret ve belli bir istikrarın garantisi. Ama artan bir bağımlılıkla birlikte nakliye pazarının Türkiye siyasetindeki en ufak titreşimlere karşı hassasiyeti de büyüyor. Dahası aktörlerin çoğu da ‘Avrupa emtiasının tedarik kanalı olarak Türkiye’yi er ya da geç kaybedeceğimiz, meselenin sadece bunun ne zaman meydana geleceği olduğu’ görüşünde buluşuyorlar.”

Nezavisimaya Gazeta 1 Haziran’da Türkiye-NATO ilişkilerine genel bir bakışta bulunmuş. En dikkat çekici yanı, Batının pragmatizminin altını çizmesi. Şöyle diyor: “Seçim sonrası dönemin, Ankara ile NATO müttefikleri arasındaki ortak çalışmalarda daha elle tutulur bir pragmatizme dayanması mümkün. Türkiye’de muhalefetin tutarsızlığı ve parçalılığı, Türkiye’deki mevcut sistemin Batı dünyasına, yeterince öngörülebilir pazarlık kurallarıyla daha işlevsel bir işbirliği modeli sunduğunu gösterdi. Bizatihi Erdoğan da, biriken iktisadi problemler karşısında, müttefikleriyle esneklik arayışına girecek.” Bu sözleri Rusya basınında pek rastlanmayan derecede somut ve öngörülü kabul etmek gerek.

Komünist Partisi önderliğindeki sol-yurtsever güç birliğine yakın Svobodnaya Pressa, Mihail Magid imzasıyla 31 Mayıs’ta yayınladığı makaleye şu başlığı atmış: “Erdoğan kazandı, ama onun için gerçek problemler daha yeni başlıyor”. Magid şöyle diyor: “Türkiye’nin askeri ve siyasi gücünü genişletmeyi hedefleyen Neo-Osmanlıcılığın mimarı Erdoğan’ın kendisi. Bu da bir dizi bölgede Türkiye’nin menfaatlerinin kaçınılmaz olarak Rusya’nın menfaatleriyle çarpışacağı anlamına gelir. Şahsi bir şey değil; iki ayı bir inde sıkış tıkışlar.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir